Koronavirüs salgını, bira markası Corona’ya zarar vermez aksine, satışlarını arttırır

Dünyayı olumsuz yönde etkisi altına alan Koronavirüs imajı, bira markası olan Corona’nın satışları için iyi mi, kötü mü?

Bu, salgının mevcut durumu ve meydana gelen (önümüzdeki birkaç ay devam edecek olan) trajik ölümler göz önüne alındığında cevabı olumsuz olan bir soru gibi. Ancak, buna karşın, bu aynı zamanda pazarlamacılar için büyüleyici bir soru. Peki sizce?

Cevabınız markanın dikkat çekiciliği ile imajı arasındaki dengeyi nasıl kurduğunuza bağlıdır. Yakın zamana kadar geleneksel marka yönetimi yaklaşımına göre, başarılı bir marka etkisinin yaratılmasında belirleyici unsur imajdı.

Bir markanın tüketiciler tarafından bilinmesi tabii ki tanınmasına bağlıdır. Ancak bilinirlik, markanın, tüketicinin satın alma için karar verme sürecinde ilişkilendirilmesi için bir geçittir. Bu ilişkilendirmeler sayesinde markaya bağlılık, arzu ve sadakat sağlayan farklılaştırma oluşturuldu.

Sonra, siyah elbiseleriyle Ehrenberg Bass Enstitüsü geldi ve sembolik olarak farklılaşmanın abartıldığını söyledi. İnsanların A markasını B markasından önemli oranda farklı algılaması, büyük oranda boyutlarına ve geçmiş satın alma deneyimlerine bağlıydı. Yani markanın imajı, satın almaya yol açmıyor, tam tersine satın alma deneyimi markayı oluşturuyordu. Yani, marka imajı yaratmaya çalışmak, boşa harcanan bir pazarlama faaliyetiydi.

Müşterinin satın alma kararlarında bir markanın en büyük avantajı dikkat çekmektir, ne kadar dikkat çekerse, o kadar iyi.

O halde Corona markası ve koronavirüs arasındaki isim benzerliği, dikkatleri markaya doğru çekecek, ancak markanın itibarına zarar vermeyecek diyebiliriz.

Marmite’dan Peloton’a kadar olan markalar da olumsuz tanıtımın ‘temel imajınızı zedelemiyorsa’ yararlı olabileceğini gösterdi. Bu nedenle Corona markasına bir şey olmayacak.

Kaynak: https://www.marketingweek.com