Kahrolsun BaĞzı alışkanlıklar!

Gezi direnişiyle ortaya çıkan mizah patlaması, dilimize bazı yeni deyimlerin girmesine de neden oldu. Yeni argo kelimeleri ve deyimleri biraz şüpheyle karşılayan eski kuşağın bile sonsuz bir hoşgörüyle sahiplendiği bu yeni deyimlerden biri de duvara, daha doğrusu yere yazıldığı şekliyle “Kahrolsun bağzı şeyler”di…


Evet. “Şu kahrolsun, bu kahrolsun” diye tek tek sayacağımıza gerçekten de “Kahrolsun bazı şeyler” dediğimizde büyük bir yükten kurtuluyoruz. Artık herkesin listesinde ne varsa, o “Bağzı”nın içinde sıraya giriveriyor. Mesela “Kahrolsun bağzı veriler” diye makale yazan da var,  “Kahrolsun bağzı kızlar” diyerek duvar yazılarını zenginleştirenler de. E herkesin ve her konunun “Kahrolacaklar” listesi olur da pazarlamanın olmaz mı? Elbette olur. Ben de oturdum şimdiye kadar yazdıklarımdan ve yazmadıklarımdan pazarlama dünyasında “kahrolsun” dediğim “bağzı” alışkanlıkların listesini çıkardım. Eğer bu listeye ekleyecekleriniz varsa bana mail gönderin. Pazarlama 3.0 blogunda (www.pazarlama30.com) “Kahrolsun BaĞzı alışkanlıklar” listesini devam ettirelim. Şimdi buyurun benim listeme;

Patronlar ve yöneticilerin her şeyi bilmesi: Bir veya birkaç kez başarılı olup da kariyerini patlatan yöneticinin veya işi tutturan patronun tipik davranışı artık kimseyi dinlememektir. Artık onlar için işi geliştirecek yeni ve taze fikirler duymak değil, kendi düşüncelerini onaylatmak önemlidir.

Çalışanları ve müşteriyi dinlememek: Her şeyi bilenler, kimseyi dinlemeyecekleri gibi müşterileri de, müşteri olmayanları da, çalışanları da dinlemezler. Müşteri veya çalışanlarınız size doğrudan ne yapmanız gerektiğini tarif etmezler belki, ama müşteriler kendi ihtiyaçlarını, çalışanlarsa müşterinin aslında ne aradığını çok iyi anlatırlar.

Hedef ve strateji belirlememek: Özellikle yürüyen işlerde hedef ve strateji belirlemek kimsenin aklına gelmez. Yapılan araştırmalar, çoğu işletmenin gerçek bir stratejiye sahip olmadığını gösteriyor.

İş üstüne hiç düşünmemek: İnsanların gerçekte neyi satın almaya istekli olduğu üzerine hiç kafa yormamak.  Ürün veya hizmetin insan emeği ürünü olduğunu ve sonuçta bir insanın maddi-manevi bir ihtiyacını karşıladığını unutmak.

Herkesin yaptığını yapmak: Çoğu yönetici herkesin yaptığını yaparsa başının ağrımayacağını düşünür. Çoğu zaman da ağrımaz. Ama herkesin yaptığını yaparak bir arpa boyu yol da kat edilmez.

Hep aynı şeyi yapmak: İstikrar iyidir, ama alışkanlığa mahküm olmak kötüdür. Dünya bu kadar hızlı değişirken geçmişten beri çalışan bir şeyin yarın da çalışacağını kimse garanti edemez.

Risk alamamak: Çevremizdeki, dünyadaki değişim bizi risk almaya zorlar. Risk, bir konumdan veya bir aşamadan diğerine geçerken yaşadığımız tehlikenin adıdır. Dünya değiştiği sürece risk almaktan kaçamayız.

Hiçbir şeyi ölçmemek: Ölçümler tek başına doğruyu veya yanlışı göstermez. Ama ölçmeden de atılan bir adımın sonucunun ne yönde olduğunu bilemeyiz. Ölçülebilir sonuçlar ve bunların zaman içindeki değişimi önemlidir.

Dünyanın sayısal verilerden ibaret olduğuna inanmak: Evet, ölçmek önemlidir, ama dünya sayısal verilerden ibaret de değildir. İnsanların tutum ve davranışları, duyguları, motivasyonları çok daha önemlidir. Sayısal verilerin aslında bu duyguların bir sonucu olduğunu unutmamak gerekir.

Angaryayı müşteriye yüklemek. Yolları ayırdığında ya da müşteri bir şeye muhtaç olduğunda “ocağıma düştün” tavrıyla bin dereden su getirmek, gereksiz, saçma isteklerde bulunmak.

Müşteriyi sömürmek: Müşterinin zaafından veya zor durumundan yararlanıp haksız kazanç sağlamak. Küçük veya büyük miktarlarda istismar etmek.

Kötü reklamlar ve bunlara onay veren yöneticiler: Evet, bunlar gerçekten çok kötü. Özellikle televizyonlarda yayınlanan reklamlara bakınca bu ülkenin reklam yazarlarını bir hastalık kırdı geçirdi de reklamların hepsini reklamverenler mi yazıyor diye düşünmeden edemiyor insan.

Ve tabii kahrolsun bağzı müşteriler: Onlar kendilerini bilirler. İstekleri hiç bitmez. Müşteri oldukları için kendilerini kral zannederler. “Onu da isterim, bunu da isterim” diye tuttururlar. Müzmin tatminsizdirler. Memnun olmazlar, iflah da olmazlar. Gördüğünüzde hemen uzaklaşmanızı öneririm.

Dediğim gibi listeyi birlikte uzatalım. Maillerinizi (guventurk(at)portakalonline.com adresine) bekliyorum.

(26 Temmuz 2013 Dünya Gazetesi)

_______________

SİZDEN GELENLER

Lider olmayan tepe yöneticiler: Bunlar hala şirketlerin “hat hut” diye yönetilebileceği görüşündeler. Çağımızın insanlarını peşlerinden sürüklemek
için hiyerarşiden fazlasına ihtiyaç olduğunu göremiyor, sonra da başarısız yönetimlerine hayret ediyorlar. Kendinden sonra her şeyin yıkılmasını istemek: Yine “müdür” sıfatındaki insanlarda rastlanan”ben olmazsam her şey duman olsun da kıymetimi anlasınlar” düşüncesi. Bazıları kendileri olmadan işlerin yürüyeceğini kimse görmesin diye tatile bile çıkmak istemiyor.
Aslı Kısacık (Satış Pazarlama Müdürü)

Yorum yapın